Gerçek Miras
Sonuç olarak, her gücün ve her makamın bir sonu vardır. Ancak önemli olan, bu süreci nasıl geçirdiğimizdir. Yükselişteyken kibir ve ihtirasla hareket edenler, düşüşte en sert darbeyi alırlar.
Güç ve Makam: Renkli Rüya…
Selam olsun satır dostlarıma.
“Yanlış İstek” başlıklı yazımda verdiğim sözü tutmak istiyorum. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayının maneviyatına uygun yazılarımla sizlere seslenmeye devam edeyim.
“Kelebek Etkisi” başlıklı yazım, 2024 yılının temmuz ayının ilk yazısı olmuştu. Yazımda özetle İSKİ skandalını hatırlatmış, kırılmış bir eşin intikamının Türkiye’ye etkisini anlatmaya çalışmıştım. Yakında tekrarlanacak bir süreçten söz etmiştim.
İstanbul Büyükşehir ve bazı ilçe belediyelerini ve başkanlarını kapsayan operasyonların bilgi ve belge kaynakları işte bu temelle ve kırgın ortakların ihbarlarıyla doğdu desek yanlış olmaz. Kendi söylemiyle Kemal Kılıçdaroğlu’nu sırtından hançerleyenler, başkaca hançerledikleri kimselerce hançerlenmiş olabilirler mi? “Dilek İmamoğlu mağdur mu? Neyin mağduru?” sorusunu bu satırlara not düşelim.
İçinde terör bağlantılı kişilerin de olduğu bu yolsuzlukların Mansur Yavaş ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na uzanan ayrıntılarına da yer vermeyeyim. Bu operasyon Türkiye Noterler Birliği’ne uzanır mı, zaman gösterecek. Sahte noter onayları, KVKK’ya aykırı durumlar, vatandaşların bilgilerinin satılması, aşk hikâyeleri ve gizlenmiş FETÖ İmamları kimlere dokunacak, göreceğiz.
Bu ayın son yazısında, gündemdeki vurgunları, halkın ve kurumların yolsuzluklara kurban edilmesini, bunun idrak edilememesini ve masum insanların duygularının suistimal edilmesini gündeme almayalım.
Gündemimiz önce kendime, sonra siz satır dostlarıma faydalı olacak bir hatırlatma olsun.
Gücün, makamın ve saltanatın cazibesi sadece bizlerin değil, insanoğlunun yüzyıllardır peşinden koştuğu bir hayaldir. Ancak her çıkılan basamağın altında, zamanın gücünden kurtulamayan nice hükümdarlar, liderler ve kudret sahipleri vardır. Tarih, göklere çıkan ve yere çakılan nice iktidar hikâyeleriyle doludur. Bir zamanlar halkın gözünde yüceltilenlerin, güçlerini kaybettiklerinde gerçek yüzleriyle baş başa kaldıklarını görmek bizler için zor değildir; lakin kendileri için acı verici olsa gerek.
Her makam sınırlı sürelidir. Süre dolduğunda, elde kalan tek şey, geçmişte nasıl bir iz bırakıldığıdır. Bugün zirvede olanlar, yarın unutulmaya mahkûm olabilir. Asıl mesele, yükselişin keyfini sürerken düşüşe hazırlıklı olmak ve mutlak sonu öngörebilmektir. Çünkü eninde sonunda her saltanat sona erer, her makam boşalır ve her hükümdar bir gün güçten yoksun kalır.
Güç sarhoşluğuna kapılanlar, etraflarındaki sahte alkışlara aldanırlar. Ancak güç elden gittiğinde geriye kalan yalnızlık olur. Daha düne kadar diz çökenler, yüz çevirir. En acısı da, aslında ne kadar yalnız olunduğunu anlamaktır. Roma’dan Osmanlı’ya, Fransız Devrimi’nden modern dönemlere kadar bu gerçeklikten nasibini alan liderler, şan ve şöhretin ne kadar gelip geçici olduğunu defalarca kanıtlamıştır.
Oysa asıl önemli olan, güç sahibi olduğun süre boyunca nasıl bir iz bıraktığındır. Bir makam sahibi eğer adilse, sorumluluğunun farkındaysa, kibirden uzak duruyorsa, işte o vakit güç elinden gittiğinde dahi saygıyla anılır. Ama zalimse, sadece kendi çıkarlarını düşünmüşse, gözü hırstan başka bir şey görmemişse, düştüğünde kimse el uzatmaz.
Ne kadar yükselirse yükselsin, her insan eninde sonunda aynaya bakmak zorunda kalır. O aynada görülen suretin ardında, geçmiş kararların, eylemlerin ve tercihlerinin bir yansıması olacaktır. O yüzle barışık olmayanlar, güçlerini kaybettiklerinde en büyük yıkımı yaşarlar. Güzel işler yapmış olanlar ise makamdan bağımsız olarak hatırlanır ve yaşatılır.
Sonuç olarak, her gücün ve her makamın bir sonu vardır. Ancak önemli olan, bu süreci nasıl geçirdiğimizdir. Yükselişteyken kibir ve ihtirasla hareket edenler, düşüşte en sert darbeyi alırlar. Ama adaletle ve tevazuyla hareket edenler, görevleri sona erdiğinde bile saygı ve sevgiyle anılırlar. O yüzden, güç elindeyken unutulmamalıdır: Asıl miras, bırakılan izdir.