Yanlış İstek
“İdrak edilemeyen gerçeklik; devlet görür, duyar ve not eder.” Suçluların rahatsız olduğu her bir haber, içerikleriyle birlikte kayıtlara geçiyor elbet.
Selam olsun satır dostlarıma. Geçtiğimiz hafta, umut verici emareler duydum, mutlu oldum. Sevincimi de meramımı da paylaşmak istedim.
“Noterlikte Derin Çete” haberimiz nedeniyle, üç sınıfta kademelendirilen bazı noterlerimiz, yöneticilerinden haberin yayından kaldırılmasını ve sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istemiş. Basın kanunu kapsamında haddi aşmaktan bahsedilmiş. Yönetimin sessizliği haberin doğruluğunu pekiştirir nitelikte yorumlanmış, yönetime veryansın edilmiş.
Bu durum, onurlu ve dürüst insanların var olduğunu gösteriyor. İçlerinde dostlarımın da bulunduğu noter ve çalışanlarıyla dertleşmek istedim. Hem de açık açık, mertçe.
Öncelikle, rahatsız olunan haberleri yapan birçok yayıncı ve gazeteci var, bahsedilen gazeteci kim? Ödüllü gazeteci mi, eski başkan vekili Noter’ in hemşerisi mi, devlet hizmeti olan müdürlük, müşavirlik yapmış isim mi, yoksa ben mi? Haberleri gündeme getiren en son gazeteci olarak, meslektaşlarımın emeğine saygısızlık etmek ve haklarını gasp etmek istemem.
Mini mini, sevimli 3’ler, heyecanlı 2’ler ve doyumsuz 1’lerin olduğu, haddi aşmaktan bahseden noterler ile tüm onurlu noterlere diyorum ki:
Haberleri sildirmek ya da suç duyurusunda bulunmaktan bahsetmek yerine, yönetimden Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na yönelik sinkaflı sözler edilmesi hususunda açıklama yapmalarını istemek daha onurlu ve devlet terbiyesine yakışır olmaz mı?
Yönetime, “Üç’üncü sınıf noter dahil ekonomik sıkıntı yaşamazken tüm noterlerin beyanlarından değil, gelirlerinden aidat alan ve haricen onlarca gelire sahip Birlik Başkanlığı nasıl iflas eder? Milyar dolarlık yolsuzluktan bahsediliyor, bununla ilgili açıklama yapar mısınız?” diye sorulması akılcı olmaz mı?
Madem iflastayız, neden bir yandan eleman çıkarırken diğer yandan daha fazla alım yapıyoruz diye sorulsaydı,
İflas eden kurumda, hem başkan danışmanı hem de genel sekreter sıfatıyla çift maaşlı çalışan olur mu diye sorulsaydı azıcık mantıklı olmaz mı?
Abdullah Bey, Ayhan Bey ve yönetime: “Devletin kurumlarını, Hukuk İşleri Genel Müdürü’nü, Ceza İşleri Genel Müdür Yardımcısı’nı ve adli makamları bu işlere neden ve nasıl bulaştırdınız? Noterliğin yanı sıra devletin itibarına da zarar vermekten korkmadınız mı?” diye sormak gerekmez mi?
Oda Başkanlığı, Birlik Yönetim Kurulu Üyeliği ve Başkanlıkları, takriben on yıllık İştirak Başkanı olarak, şaibelerin üstadı meslektaşınıza “Hizmet sağlayıcının istememesine rağmen bizlerden ücret toplamışsın. Bizi neden dolandırdın?” diye sorulsa doğru olmaz mı? Akraba atamaları, gayriahlaki ilişkiler, usulsüz mali işlemler, alacaklıların tacizi, gasp konuları ve “Hukuk mu Dediniz?” başlıklı yazım içeriklerine değinmeseniz de olur.
Sayın Ulugün, Genel Müdür olması için çırpındığınız, sonrasında yolsuzlukların tek sorumlusu ilan ettiğiniz kişiyi ve yapılan vurgunları örtbas etmek adına, hukukçu olan Hasan Doğan, Haluk İpek ve Hakan Fidan isimlerini, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı’na nasıl zikrettiniz? Bu isimleri neden vurgunlarla ilişkilendirdiniz diye sormak gerekmez mi?
Genel Müdür Özlem Hanım’a, “Hangi AVM’de, kiminle nasıl bir tartışma yaşadın ki dillere destan oldu?” diye sorsanız? Noterlerden fazlam var, eksiğim yok diyerek yaşam kaliteni artırmanı, yakınlarını işe almalarını takdirle karşılıyoruz ama mali gelir beyannamelerini gerçeğe aykırı düzenlemiş, genel kurulu aldatmışsın deseniz? Sözde mutabakat toplantısı ses kayıtlarındaki itiraflarını sormasanız da olur.
TNB; Yunus Tutar, Dursun Cin, Emine Çağlayan, Abdullah İstemez dönemleri içinde aynı isimlerden oluşan yöneticiler bugüne kadar hangi haberi tekzip edebilmiş? Tekzip için haklı olmak, istifa için haysiyetli olmak, gereken müdahale için suç ortağı olmamak gerek. Üstelik yazılmayan ancak belgelenmiş konular daha da vahim. Mevcut adli süreçlere çare arayanlar, daha fazla belge ve bilginin resmi kayıtlara geçmesinden ve yeni adli süreçlerin açılmasından kaçınıyor.
Belgeler gazetecilere vahiy ile gelmiyor. Taciz edilen, kullanılan, suçların üzerine atıldığı kurum içinde yer alan kişiler direkt iletiyor. Lobicilik adına görüşülen kişilerin çalışanları, bina görevlileri bilgi veriyor.
“İdrak edilemeyen gerçeklik; devlet görür, duyar ve not eder.” Suçluların rahatsız olduğu her bir haber, içerikleriyle birlikte kayıtlara geçiyor elbet. Gazeteciler suç duyurusunda bulunur mu, onu düşünmek gerek.
Tüm nefsi doyumsuzluklarımızın terbiyesi manasını da içinde saklayan Ramazan ayına yakışır bir süreç geçirelim.
Sonrasında, onurluların farkındalığını artıracak içler acısı sürpriz haberlerle “haddi aşmak” kavramını anlatırız. İçler acısı derken, yurt dışı gezilerinde, noterlerin arka odalarında ve otellerde verilen partilerden, “kim kiminle ne yapmış”tan bahsetmiyorum. Türkiye’nin en çok gelire sahip, adeta para basan meslek odasının, bu yolla devletin, milletin, kurumların ve masum noterlerin soyulduğu milyarlarca dolarlık kayıplardan bahsediyorum.
Gazetecilik tecrübemle şunu söyleyebilirim: Sabrı taşanlar, sabır taşırır ama çözümü bulunur. Ancak sınırı aşanlar geri dönemez. Kayyum atamalarında branş dışındaki isimlerin görevlendirilmesine anlam veremeyenlerdendim. Şimdi anlıyorum ki kayyumu zorunlu kılan, o meslek dalının erbapları ve yandaşları oluyor. Noterler ve Birliğinin itibarını ayaklar altına alanlar gibi. Birliğe bir veteriner hekimin kayyum olarak atanmasını hayal ettim. Bence güzel olurdu; hem kirli suç ortaklıkları hükümsüz kalır hem de kimi ihtiyaç sahiplerinin sağlık sorunları ücretsiz tedavi edilebilirdi.