Türkiye Yönünü Değiştirmiyor, Sorunlarını Yola Dönüştürüyor
Yıllardır Türkiye’nin önüne sorun olarak çıkan coğrafya, doğru strateji kurulursa bu kez Türkiye’nin en büyük avantajına dönüşebilir.
Belki de önümüzdeki yılların en büyük değişimi burada yaşanacak.
Türkiye’nin bulunduğu coğrafya hiçbir zaman kolay olmadı.
Batısında Avrupa, doğusunda Asya, güneyinde Ortadoğu, kuzeyinde Karadeniz ve Rusya…
Yüzyıllardır bu coğrafyada güçlü olmak isteyen herkesin yolu bir şekilde Anadolu’ya düştü.
Türkiye de uzun yıllar bu coğrafyanın avantajlarından çok sorunlarıyla yaşadı.
Irak bir güvenlik meselesiydi.
Suriye bir savaş, göç ve sınır meselesine dönüştü.
Kafkasya sürekli bir kriz alanı oldu.
Körfez, Türkiye için ekonomik olarak önemli ama siyasi olarak mesafeli bir coğrafyaydı.
Orta Asya ise kardeşlik bağları güçlü olmasına rağmen, fiziksel olarak uzakta kaldı.
Türkiye’nin son dönemdeki hamlelerine birlikte bakınca dikkat çeken şey tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Harita değişmiyor. Türkiye’nin o haritaya bakışı değişiyor.
Yıllarca sorun olarak görülen yerler, bugün doğru şartlar oluştuğunda yeni yolların başlangıç noktası hâline gelebilir.
Irak bunun en açık örneği.
Türkiye için Irak denildiğinde yıllarca terör, sınır ötesi operasyonlar ve istikrarsızlık konuşuldu.
Bugün ise Basra’dan başlayarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanacak Kalkınma Yolu konuşuluyor.
Bu sadece bir ulaşım projesi değil.
Türkiye açısından Irak’a bakışın değişmesidir.
Dün güvenlik nedeniyle sürekli gözünü sınırın ötesine çeviren Türkiye, bugün aynı coğrafyada ticaretin ve lojistiğin yeni kapısını görüyor.
Suriye’de de durum farklı değil.
Türkiye için Suriye dosyası henüz kapanmış değil. Güvenlik başta olmak üzere ciddi belirsizlikler devam ediyor.
Ancak savaşın sonsuza kadar sürmeyeceği de açık.
Bir gün Suriye’de kalıcı bir düzen kurulacak.
O gün Türkiye’nin karşısında sadece güvenliğini sağlaması gereken bir sınır değil, yeniden kurulacak bir ekonomi, ticaret ve ulaşım alanı da olacak.
Türkiye’nin burada yapması gereken, sadece bugünün sorunlarını yönetmek değil, yarının Suriye’sine de hazırlanmak.
İçeride ve sınır ötesinde yıllardır süren güvenlik meselesinin yeni bir döneme girmesi de bu açıdan önem taşıyor.
Türkiye yaklaşık kırk yıldır enerjisinin önemli bir bölümünü aynı mücadeleye ayırdı.
Silahın tamamen devreden çıkması, güvenlik riskinin kalıcı biçimde azalması ve bölgesel dengelerin daha yönetilebilir hâle gelmesi Türkiye için sadece bir iç barış meselesi değildir.
Bu, Türkiye’nin elini serbest bırakacak bir gelişmedir.
Çünkü sürekli kendi güvenlik sorunlarıyla uğraşan bir ülkenin büyük bir strateji kurması kolay değildir.
Türkiye’nin önünde şimdi daha geniş bir alan oluşuyor.
Bir tarafta Körfez var.
Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle gelişen ilişkiler artık eski dönemin soğuk ve mesafeli ilişkilerinden farklı bir noktada.
Enerji var.
Sermaye var.
Yatırım var.
Savunma sanayii var.
Ve en önemlisi, bölgesel güçlerin birbirine eskisinden daha fazla ihtiyaç duyduğu yeni bir dönem var.
Pakistan ise Türkiye’nin yıllardır dost olarak gördüğü ama coğrafi mesafe nedeniyle stratejik anlamda yeterince iç içe geçemediği bir ülke.
Bugün savunma, teknoloji ve bölgesel güvenlik alanındaki ilişkiler bu dostluğu daha somut bir zemine taşıyor.
Körfez…
Irak…
Türkiye…
Pakistan…
Bu hat geçmişte birbirinden ayrı başlıklar olarak görülüyordu.
Bugün ise aynı harita üzerinde yeni bir anlam kazanıyor.
Türkiye’nin diğer yönünde ise Kafkasya var.
Yıllardır kapalı sınırlar, savaşlar ve çözülemeyen sorunlarla anılan bir bölge.
Karabağ’dan sonra oluşan yeni tablo, Kafkasya’da sadece siyasi dengeleri değil, yolları da değiştirdi.
Türkiye için Azerbaycan artık yalnızca kardeş ülke değildir.
Azerbaycan üzerinden Hazar’a, Hazar’ın ötesinden Orta Asya’ya uzanan gerçek bir stratejik kapı vardır.
İşte burada “Turan” söylemi de farklı bir anlam kazanıyor.
Sadece duygusal bir ideal olarak değil.
Demiryolu olarak.
Ticaret olarak.
Enerji hattı olarak.
Liman olarak.
Koridor olarak.
Çünkü yeni dünyada ülkelerin gücü sadece sahip oldukları toprakla ölçülmeyecek.
Hangi yolların üzerinde oldukları da belirleyici olacak.
Bugün Çin’den Avrupa’ya ulaşan ticaret yolları yeniden hesaplanıyor.
Enerji güzergâhları yeniden şekilleniyor.
Küresel güç dengeleri değişiyor.
Herkes yenidünyanın yollarında kendisine bir yer arıyor.
Türkiye’nin avantajı ise yeni bir coğrafya keşfetmiş olması değil.
Zaten tam ortasında bulunduğu coğrafyanın değerini yeniden fark etmeye başlaması.
Türkiye yıllardır Doğu ile Batı arasında köprü olarak anlatıldı.
Ama köprü olmak tek başına güç değildir.
Köprüden herkes geçer.
Türkiye’nin bugün önünde duran fırsat, üzerinden geçilen bir köprü olmaktan daha fazlasıdır.
Körfez’den gelen yolu Irak üzerinden Türkiye’ye bağlamak.
Türkiye’yi Kafkasya üzerinden Hazar’a ulaştırmak.
Oradan Orta Asya’ya açılmak.
Avrupa’ya ulaşan hatlarda vazgeçilmez olmak.
Güneydeki güvenlik sorunlarını azaltarak bu geniş coğrafyada daha rahat hareket etmek.
Ortaya çıkan strateji aslında burada.
Türkiye yönünü değiştirmiyor.
Türkiye, bulunduğu yerin anlamını değiştiriyor.
Yıllarca sorun çıkaran Irak, bir ticaret yolunun kapısı olabilir.
Yıllarca tehdit üreten Suriye, yarının ekonomik bağlantı alanına dönüşebilir.
Kafkasya, kriz bölgesinden geçiş hattına dönüşebilir.
Orta Asya, uzak bir kardeş coğrafya olmaktan çıkıp Türkiye’nin ekonomik ve stratejik derinliğinin parçası hâline gelebilir.
Körfez ise sadece sermayenin bulunduğu bir bölge değil, Türkiye ile birlikte yeni ekonomik ve güvenlik dengelerinin önemli ortaklarından biri olabilir.
Elbette bunların hiçbiri kendiliğinden olmayacak.
Ortadoğu hâlâ belirsiz.
Suriye hâlâ tam anlamıyla istikrara kavuşmuş değil.
Irak’ın kendi iç dengeleri devam ediyor.
Kafkasya’da yeni yolların açılması, eski sorunların tamamen bittiği anlamına gelmiyor.
Küresel güçler de bu yeni hatların dışında değil.
Türkiye’nin önündeki fırsat kadar risk de büyük.
Ancak uzun zamandır ilk kez Türkiye’nin elinde yalnızca savunacağı sınırlar değil, kurabileceği bağlantılar da var.
Bence yeni dönemi doğru anlatan yer tam burası.
Türkiye’nin hedefi sınırlarını büyütmek değil.
Etkisini büyütmek.
Başka ülkelerin haritalarında yer aramak değil.
Kendi bulunduğu coğrafyada vazgeçilmez hâle gelmek.
Türkiye’nin yeni gücü, belki de ilk kez askerî kapasitesinden önce bağlantı kurma kapasitesinde ortaya çıkacak.
Irak’ı Körfez’e bağlayan…
Körfez’i Avrupa’ya bağlayan…
Kafkasya’yı Anadolu’ya bağlayan…
Anadolu’yu Hazar’a ve Orta Asya’ya açan…
Ve bütün bu hatların ortasında duran bir Türkiye.
Yeni dönemin hikâyesi “Türkiye nereye gidiyor?” sorusunda değil.
Türkiye zaten bulunduğu yerde.
Değişen şey, o yerin yeniden değer kazanması.
Yıllardır Türkiye’nin önüne sorun olarak çıkan coğrafya, doğru strateji kurulursa bu kez Türkiye’nin en büyük avantajına dönüşebilir.
Belki de önümüzdeki yılların en büyük değişimi burada yaşanacak.
Türkiye yönünü değiştirmeyecek.
Türkiye, yıllardır önünü kapatan sorunları birer yola dönüştürmeye çalışacak.
Ve eğer bunu başarırsa, Türkiye sadece yolların üzerinden geçtiği bir ülke olmayacak.
Yolların birbirine bağlandığı yer olacak.