Toplum Sosyolojisi ve Yozlaşma 3
Kilisenin eline aldığı mutlak güç, savurganlığı, lüks ve şatafat deliliğini, din adamlarının ahlaksızlıklarını ve aşırılıklarını beraberinde getiriyordu.
Kilise’nin ve Din Adamlarının Yozlaşması
Yozlaşmanın Tanrı-İnanç ekseninde bozulmasını anlayabilmek için Ortaçağ’da kilisenin halkın üzerinde nasıl büyük bir ekonomik ve politik güç olduğunu derinlemesine çözümlemeliyiz.
Kilise Batı Avrupa’da oldukça güçlü bir kurumdu ve toplumsal, ekonomik ve politik yaşamda büyük bir etkiye sahipti. Halkın ruhani yaşamlarını yönlendiren en yüksek özerklik olarak görülüyordu. Zavallı insan, insan onuruna layık bir birey olarak yaşamıyor, dünya hayatında kölelik yaptığı yetmiyormuş gibi, öteki alemde de cennete gidebilmek için, sadece kilisenin öğretilerine uyması, onun kurallarına göre hayatını sürdürmesi gerektiği fikri zihnine aşılanıyordu.
Böylece insanların korku yollu kiliseye bağlılığını artırıyordu. Normalde birçok kral, krallığını sürdürebilmek için kilisenin desteğine ihtiyaç duymakla birlikte ruhani lider Papa’nın verdiği ufacık bir onay, herhangi bir kralın meşruiyetini pekiştirebilecekti. Bu nedenle krallar, sadece kiliseyle iyi iletişim kurmaya özen gösterdiler. Papalık makamı, sadece dini otorite değil aynı zamanda siyasi gücün de bir simgesiydi. Papa, Hıristiyan dünyasının en yüksek ruhani lideriydi ve onun kararları, krallar dâhil herkes için bağlayıcıydı. O halde krallar ile Papalık arasında ortak çıkar birliği oluşacaktı.
Kilise, Avrupa’da büyük miktarda toprak sahibiydi. Feodal sistemin bir parçası olarak bu topraklar ekonomik güç sağladı. Kontrol ettiği manastırlar ve katedraller, ekonomik ve siyasi anlamda birer kale görevi görüyordu, nihai maksat dışardan gelecek tehlikeleri durdurmak değil; geniş kitlelerin krala ve kiliseye karşı dinin koyduğu katı kurallar dışında özgür düşünceyi geliştirmesinin önüne geçmekti.
Doğrudan Tanrı buyrukları verme, Aforoz etme gibi katı kanunlar yetmezmiş gibi siyasi gücünü daha da arttırarak mutlak ve sınırsız hale getirmek için Haçlı Seferleri tertipleyecek, ortak düşman yaratarak, Avrupa’nın dört bir yanındaki kralları ve soyluları bir araya getirip, ortak bir düşmana karşı savaşmalarını sağlayacaktı. Seferler, kilisenin kralların elinde olan askeri gücünün de tümüyle eline geçtiğinin göstergesiydi. Salt dini emirler verme bir yana süngünün de Papalığın eline geçmiş olması ona karşı caydırıcı hiçbir kuvvetin var olamayacağının garantisini veriyordu.
Geleneksel eğitim, büyük ölçüde manastırların ve katedrallerin kontrolündeydi. Okulları ile eğitimli sınıfın kilisenin tekelinde olmasını sağlayarak, yazılı politik buyrukların, emirlerin Kilisenin bilgisi dışında yapılmasının imkânsızlığını ortaya koyuyor, papalığın siyasi her hamleden korunmasında da büyük bir rol oynuyordu. Kanunlar ise kilise öğretileri ve papalık kurallarına dayanıyordu, halkın özgür düşünmesinin önüne geçen her uygulama onun cahil kalmasına neden oluyor, düşünemeyen insan sadece verilen emirleri uygulayan sürüden farksız hale getirilecekti. Bu sayede kilise, eğitim ve kültürel hayat üzerinde mutlak söz sahibi olacak aksi takdirde herhangi karşıt düşüncenin kartopu gibi büyümesi, tüm bu rant düzeninin yıkılmasına neden olacaktı.
Kilise, insanları kendine bağlamak için Hristiyanlığın affedilme ile ilgili ayetlerini tekeline almak için eğip bükerek, çarpıtarak, günahların bağışlanması için insanlara “endüljans” adı verilen belgesel affedilmeler satıyordu. Bu belgeleri satın alan cahil ve korku içindeki kişiler, günahlarının bağışlanacağına ve öbür dünyada cennete gideceklerine inanıyordu. Papa ve diğer din adamları, bu yolla büyük para topladılar, öyle ki insan onuruna layık yaşam sürmekten hayli uzak ortaçağ insanı, köleler, ruhlarını kurtarmak için Kilise’nin hırsız ve aç din adamlarını doyurmak için her şeyini feda edecekti.
Kilisenin eline aldığı mutlak güç, savurganlığı, lüks ve şatafat deliliğini, din adamlarının ahlaksızlıklarını ve aşırılıklarını beraberinde getiriyordu. Bunlar öylesine aleni ve ortadaydı ki halkın onlara karşı nefretini ve aşağılamasını uyandırdı. Bu dönemin rahiplerinin cennet toprağı satış vurgunları, hırsızlığı, açgözlülüğü, tefeciliğini, oburluğunu, zevk ve eğlence düşkünlüğü, keşişlerin serbestçe davranışları, piskoposların savurganlığını ve utanç verici tembelliğini, halkın yavaş yavaş dinden kopmasına neden olacaktı.
Bilginin manipülasyonu, güç ve zenginlik arayışı, dini yolsuzluklar, Papalık ve din adamlarının yozlaşması, ahlaki çöküntü beraberinde Reformcuların Eleştirilerini getirecekti, Kutsal Metinlerin Matbaalarda Halkın anlayabileceği şekilde çevirisi ve yayınlanması ile birlikte din ve eğitim üzerinde Kilisenin tekeli kırılacak, kişisel inancın Kiliseden bağımsız olarak ortaya çıkması, din ve vicdan hürriyeti kavramlarının oluşmasına neden olacaktı. Tanrı ile aracısız, doğrudan ilişki kurulabileceği kavramı ile bireysel inancın öne çıkması, eğitim ve sorgulamanın yayılması gibi etmenler, insanların Kilise’nin aracı rolüne karşı iman ile kurtuluş, reform hareketlerini ve Protestanlığı tetikleyecekti.
Buraya kadar Orta Çağ’da Kilisenin yozlaşması ve sonuçlarını, dönemin sosyal, politik, ekonomik dinamikleriyle din ve kilisenin egemenliğinin temelindeki Tanrı’dan aldıklarını iddia ettikleri meşruiyeti, Papalığın Ekonomik, Siyasi, Askeri, Eğitim alanında tekelini, kurmuş olduğu rant ve çıkara dayalı örümcek ağını derinlemesine tartıştık.
Bir sonraki yazımızda Yozlaşma konusunu farklı boyutlarıyla tartışmaya devam edeceğiz.
Saygılarımla.