Taşıyamadıkları Değerlerle Yükselenler
Oysa bir insanın yükselişi, neyi geride bıraktığıyla değil, neyi yanında taşıdığıyla anlam kazanır. Neyin “yük” sayıldığı, kişinin karakterini ortaya koyar.
Selam olsun satır dostlarıma. Bu hafta, bir dost meclisinde bulunmak; hem aydınlanmak hem de tebessüm etmek nasip oldu. Bu sohbetin ardından, bazı düşünceleri sizlerle paylaşma gereği hissettim.
Yazılarımı yakından takip eden dostum, olgu ve esasa dayalı olarak belirli kişilere yönelik eleştirilerimin, ithaf edilmiş yazılarımın altını çizerek şöyle dedi:
“İnsanların hata ve yanlışlarının ötesinde, hainlik boyutuna varan sorumsuzluklarını ifşa etmek çözüm üretmiyor. Aksine, bu tür çıkışlar ne yazık ki kendilerine lütfedilen kamu görev ve unvanları sebebiyle bazı art niyetli çevreler tarafından devletin itibarını zedelemek için kullanılıyor. Devletin unvanı, kişisel kusurların kalkanı hâline geliyor.”
Devam etti: “Bir gün herkesin görevi sona erer. İşte o zaman yapılacak eleştiriler kişiyi ilgilendirir, eylemlerinin bedeli olarak değerlendirilir.”
Sözlerinde haklılık payı vardı. Ancak ne yazık ki bazı yapıların, hocaları göçüp gitse, dünyadan el çekse de onların yetiştirdiği içten içe sinsice ilerleyen veledi zinaları hâlâ varlık gösteriyor. Dışarıdan kibar, sessiz, sakin görünen bu kişiler, aldıkları eğitimle; yüzüne tükürsen tebessüm edecek, tokat atsan cilve yapacak kadar ikiyüzlü olabiliyor, kamufle oldukları, sızdıkları köşelerde amip gibi hücresel çoğalmaya devam ediyor. Riyakârlığın incelikli yolu, tebessümle maskelenmiş hainlik demek mümkün mü takdiri sizlere bırakıyorum.
Hal böyle olunca da bedel, yine bu milletin, bu devletin sırtına yükleniyor. Öyle ki, ismi siyasi marka hâline gelmiş Recep Tayyip Erdoğan gibi güçlü liderler bile bu yapılar karşısında zaman zaman çaresiz kalabiliyor desek yanlış olmaz sanırım.
Dostum, sohbetin sonunda oldukça sade ama etkili bir benzetmeyle meseleyi özetledi:
Geçtiğimiz yıllarda bir firmanın uçağı, kalkıştan hemen önce bagaj yükü hesaplanmadığı için neredeyse kalkış faciası yaşanmıştı. Sonrasında ‘ağırlık tahliyesi’ yapılmış ve uçak öyle havalanabilmişti. Bu olay ile bazen bir gramın bile ne kadar kritik olduğunu hatırlatarak söze başladı.
“Bir uçağın havalanması için gerekli pozisyonu alması gerekir. Flaplar ayarlanır, denge sağlanır, taşınabilecek yük sınırları dikkate alınır. Hedef yüksekliğe ulaşıldığında yine o pozisyona uygun konum alınır, yani bulunulan ortama ve gerekliliklere bağlı olarak şekil alınır. Uçak yükseldikçe taşıyabileceği yük azalır. Eğer yük fazla ise, ya kalkış gerçekleşmez ya da havada risk oluşur. O nedenle, belirli bir irtifaya çıkıldığında fazla yüklerin tahliye edilmesi gerekebilir.” Dedi ve sonra da şu cümleyi kurdu:
“Kimi insanlar bilgiyle, liyakatle değil; başka yollarla yükseliyor. Ve yükseldikçe, yük olarak gördükleri değerlerden kurtuluyorlar. Onur gibi, haysiyet gibi, ahlak, sorumluluk, hakkaniyet ve yemin gibi değerler onlar için gereksiz yük sayılabiliyor.”
Gerçekten de, yükselmek istiyorsan hafiflemek gerekir. Ama mesele şu ki; bazıları için en kıymetli hasletler, ilk gözden çıkarılacak yükler olabiliyor.
Oysa bir insanın yükselişi, neyi geride bıraktığıyla değil, neyi yanında taşıdığıyla anlam kazanır. Neyin “yük” sayıldığı, kişinin karakterini ortaya koyar.
Anlatımlarına, geçtiğimiz hafta bir bürokratın, görevden alındıktan sonra yaptığı açıklamaları ve Yılmaz Tunç’un, Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerini ısrarlı paylaşımlarını, dilinden düşürmeyişlerini hatırlatarak son verdi.