Seslere Kulak Verilmeli
Emeklerini, projelerini, hayallerini, zamanını çaldığımız insanların her iki dünyada da yakamıza yapışmasına şaşırmamak gerek …
Selam ederim siz satır dostlarıma. Bazı isimleri sayarak ve anarak başlayalım bu hafta.
Hayati Bey, Sulhi Dişlioğlu, isimlerini duymuş olanınız var mı? Bu kimseler 1920, 1970’ li yılların Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürlerimiz. Yani Doç. Dr. Büyükelçi Hasan Doğan’ın o tarihlerdeki mevkidaşları.
Ahmet Muhtar Bey, Hayrettin Erkmen 1921 ve 1980’li yılların Dışişleri Bakanları. Yani bugünün Dr. Hakan Fidan’ın mevkidaşları.
Şükrü Kaya, Yıldırım Akbulut 1920, 1980’li yılların İçişleri Bakanları. Yani Konya’nın ünlü ailelerinden olan baba nasihatine önem veren Ali Yerlikaya’nın mevkidaşları.
Adalet Bakanlığı sitesinde geçmiş bakanlarımız listesi 1960’ların son döneminde görev yapan Hasan Dinçer ile başlıyor. Yılmaz Tunç’un mevkidaşı.
Mevcutta resmi web sitesi olmayan Başbakanlığın 1970’li yıllarda 13. Başbakan olarak görev yapan ismidir Nihat Erim.
Bu isimler birçoğumuzun bilmediği isimler olsa gerek. Hele siyasetten ve siyasilerden yılgın, dertli günümüz genç kuşağının ilgisizliğini göz önüne alırsak Bakanlık, Başbakanlık yapmış bu isimleri tanımasını beklemek hayalcilik olur.
Yakın tarihlerde genel kurulu yapılan meslek odasının geçmişteki başkanları kimmiş diye merak ettim. Her sorunun karşılığı olan internet dünyasında dahi cevap bulamadım. Ne çabuk unutuluyor önemsediğimiz şeyler.
Demem o ki;
Bugün makamdan aldığımız kudretlerle sürülen saltanatlar, sallanan kılıçlar, sanal itibarlar tarihin tozlu raflarında kaybolacak. Hatırlamakta zorlanılan silinmiş anı olacağız. Bu nedenledir ki dünyevi işler adına çok da heyecan yapmaya gerek yok.
Yaşadığımız süreyi kendi namımıza vede temas ettiğimiz insanlar adına pozitif geçirmek, güzel anılar biriktirmek ve mümkün olacak hatırlanmalarda hayırla anılmaya gayret etmek değerli olsa gerek.
İdam cezası olan bir kimseye dahi son sözü sorulur, söylediği dinlenir. Günün koşulları içinde kapıları kapatarak, makam ve mevki kudretiyle zulümlere sebep veya ortak olarak edinilecek tek sonuç vebal ve hasımlıktır.
Seslerine kulak vermediğimiz insanların eylemleri ise nahoş olacaktır elbet. Ancak bunun sorumlusu onlar değil onları o hale getiren taraflardır diye inanıyorum.
Dünya güzel insanların hatırına ve duaları hürmetine batmıyor. Dünyanın farklı yerlerinde farklı olaylar sebebiyle toplu göçler yaşandığına şahit oluyoruz. Geçmişte Irak’tan, Balkanlardan göçler yaşanmıştı Ülkemize. Yakın tarihteki Suriye, Mısır, Libya, Lübnan, Afganistan gibi ülkelerden gelen göçün sayısal çoğunluğu sebebiyle bu durum büyük bir soruna dönüştü.
Bu sorun ne yazık ki Ülkemizin hem toplumsal hem de yönetim hataları sebebiyle kontrolden çıkan bölgesel dengelerin değiştiği şekilde sürdü ve sürmekte. Göçün tarafları içinde kadın, çocuk, ihtiyar ve masum, mazlum birçok kimse olduğu gibi hırsız, tecavüzcü, gaspçı, katil kimseler de var. Hatta Ülkemize bu karmaşayı kullanarak sızan birçok ajan olabileceği de ihtimal.
Şu zamana kadar kayıtlara geçmiş, sosyal ağlarda paylaşılmış onlarca akıl almaz olay duyuldu. Öğretmenini vuran öğrenci, komşusuna saldıran, ev arkadaşını kesen, tecavüz eden göçmenlerin/sığınmacıların içinde yer aldığı bir yığın olay duyduk. Hiçbir olayda klavye dışına taşan bir eylem olmadı.
Geçtiğimiz hafta onlarca şehri ayağa kaldıran olayların temelinde ne var? Sabırların taşması mı? Peki ya bizlerden bazılarının yaptığı bilinen, ancak söylenmeyen nedenlerle taşması muhtemel karşı sabırlarla olabilecek sorunlara hazırlıklı mıyız?
Yoksa gerçekte olan şey; sıfır sorun söylemiyle, aksi istikamette başarısızlıklara imza atan Dışişleri Bakanlığı süresince etrafımızın ateş topuna dönmesinde etkin, Parti Genel Başkanı ve Başbakan olduğunda ilk işinin kurucu Genel Başkanını aforoz etme çabası olan kimse ve onun taraflarının gelişmelerden duyduğu rahatsızlık mı?
Rusya Başkanı Putin’in desteğinin de açık olduğu Suriye Başkanı ile görüşme ortamının hazırlanmasından kimler neden rahatsız olur?
Yıllardır resmi görevliler zaten görüşüyordu Soçi’de, Lübnan’da ve diğer buluşma adreslerinde.
Esat’ın kayıp demirbaş listelerinde bulunan biyolojik, kimyasal malzemelerin, altın rezervlerinin sorulmasını kim istemez?
Erdoğan’ın dengeleri tersine çevirerek Türkiye’yi ve Türk toplumunu rahatlatacak geri dönüş programının gerçekleşmesinden kim rahatsız olur?
Girizgahta belirttiğim gibi bir gün isimlerimiz tarih olacak, ancak bugün hem günümüz hem de ebedi hayatımız koşullarını kendi irademizle belirliyoruz. Emeklerini, projelerini, hayallerini, zamanını çaldığımız insanların her iki dünyada da yakamıza yapışmasına şaşırmamak gerek …