Pokémon’un Karanlık Çarkı
Çocuklarımızın saf merakı ve bizim ekran başındaki saf izleyiciliğimiz bu çarkın arasında öğütülürken, eski kuşakların “önemsiz” zannedip geçtiği bu dijital gri alanlar, asıl uyanık olmamız gereken güvenlik açıkları olarak karşımızda durmaktadır.
Karton Parçasından Dijital Aklamaya: Pokémon’un Karanlık Çarkı
Kapitalizm, insan aklının sınırlarıyla dalga geçmeyi bir an olsun bırakmıyor.
Dün Hollanda’da saf insanları bir gecede batıran o tarihsel Lale Çılgınlığı (Charles Kindleberger, 1978, s. 12-15 – rasyonel temellerden tamamen kopan kitle psikolojisinin, varlık fiyatlarını suni olarak şişirip büyük bir çöküşle sonuçlanan tarihi spekülatif balon döngüsünü anlatan iktisadi yaklaşım) neyse, bugün YouTube ekranlarında pargalanan o neon ışıklı karton parçaları da birebir aynı iktisadi sapmanın izlerini taşıyor.
Yüz binlik, milyonluk bütçelerle döndürülen o Pokémon açılış törenleri, dışarıdan bakıldığında masum bir koleksiyon tutkusu izlenimi vermiyor; terör finansmanı ve suç gelirlerinin aklanması bağlamında üzerine çok büyük bir dikkatle eğilmesi gereken ciddi bir Veblen Etkisi (Thorstein Veblen, 1899, s. 18-22 – bir malın kullanım değerinden ziyade ne kadar pahalı ve ulaşılamaz olduğu için talep görmesini, yani gösteriş tüketimini anlatan iktisadi kavram) sahnesi olma ihtimalini barındırıyor.
Malın fiyatı suni biçimde yukarı çekildikçe, üzerindeki spekülatif cazibe de tırmanıyor. Çünkü buradaki temel mesele kartın kendisi değil; arka planda döndürülen sermayenin ve fon transferlerinin meşrulaştırılması şüphesini akla getirmesi.
Refah dönemlerinin ortasında doğup o konforu standart kabul eden kuşaklar, gerçeğin daralan çemberinde o alışkanlıkları sürdürme refleksi gösteriyor. Göreceli Gelir Hipotezi (James Duesenberry, 1949, s. 27-30 – bireylerin tüketim alışkanlıklarının sadece o anki gelirleriyle değil, geçmişte alıştıkları refah düzeyi ve çevrelerinin standartlarıyla belirlendiğini, bu standartlar düştüğünde bile insan harcama ve kazanç alışkanlıklarından vazgeçmeyip alternatif yollar aradığını savunan iktisadi yaklaşım) çerçevesinde; yoklukla mücadele etmeyi bilmeyen bu kuşaklar, eski refahı korumak adına kolay paraya ve gayri meşru çıkış yollarına yöneliyor. Aziz Nesin’in Zübük karakterinde simgeleşen o köşeyi dönme ve sistemi kendi çıkarına uydurma kültürü, bu sarmalda adeta yeniden üretiliyor. Sistemin kurucuları da gençlerin bu zaafını ve Habitus (Pierre Bourdieu, 1979, s. 98-101 – bireylerin içine doğdukları sosyal ve ekonomik çevrenin kalıplarını içselleştirerek yaşam biçimi haline getirmesi) sınırlarını birer tuzak olarak kullanmaktan geri durmuyor.
Bu dijital akış, algoritma çağının Filtre Balonu (Eli Pariser, 2011, s. 9-13 – çevrimiçi platformların bireylerin ilgi alanlarına göre içerikleri daraltarak onları dış dünyadan izole eden ve gerçekliğin algısını manipüle eden yapısı) sarmalında sürekli önümüze düşüyor. Ancak X ve Y kuşağı, dijital evrenin bu görünmeyen mekanizmalarına yabancı olduğu için (Dijital Yerliler ve Göçmenler – Marc Prensky, 2001, s. 1-3 – teknolojinin içine doğan nesiller ile sonradan adapte olmaya çalışan kuşaklar arasındaki bilişsel ve algısal uçurum), bu devasa bütçeli gösterileri sadece “çocukların saf eğlencesi” sanıp önemsiz zannediyor. Oysa “Medya Mesajdır” (Marshall McLuhan, 1964, s. 23-25 – iletilen içeriğin kendisinden ziyade, o içeriği taşıyan mecranın insan zihni ve toplumsal yapılar üzerindeki asıl dönüştürücü etkiyi yaratması) kuralınca; ekranda izlediğimiz o masum açılışlar, eski kuşakların anlamlandıramadığı kör noktada devasa bir aklama mekanizmasını besliyor.
Arka plandaki çarklar saf bir beklenen değer (Frank Knight, 1921, s. 233-235 – bir kumarın veya belirsiz yatırımın olası tüm sonuçlarının olasılıklarıyla çarpılarak hesaplanan matematiksel ortalama getirisi) ve maliyet-risk analizi (gelecekteki belirsizlikler altında harcanan paranın ne kadar risk barındırdığını hesaplama yöntemi) mantığıyla falan dönmüyor.
Ekran önünde binlerce liralık paketleri dizip açanlar sıradan birer tüketici izlenimi verse de, sistemin arkasında sırtını FOMO’ya —Gelişmeleri Kaçırma Korkusuna— (herkes bir şey alırken veya kazanırken “ben geride kalacağım, bu fırsatı kaçıracağım” paniğiyle mantıksız kararlar alıp piyasaya atlama psikolojisi) (Elster, 2007, s. 185-188) dayamış yapay bir talep havuzu yaratılıyor.
İşte zurnanın zırt dediği, o en karanlık yer de tam olarak burası:
Biz ekran başında o kartların açılışını dalgın dalgın izlerken, acaba o devasa fonları sağlayan “görünmeyen bir el” mi var?
Yeni Kurumsal İktisat (Douglass C. North, 1990, s. 46-48 – resmi denetimlerin ve yasal yaptırımların yetersiz kaldığı gayri resmi alanların, gayri meşru ekonomik faaliyetler ve fon akışları için nasıl cazip birer işlem zeminine dönüştüğünü inceleyen iktisadi yaklaşım) teorisinin işaret ettiği gibi; o yüksek maliyetli alımlar, arka tarafta kasalarını dolduran organize yapıların fonlarını aklamak için birer çamaşır makinesi gibi mi çalıştırılıyor?
Denetlenmeyen ikincil piyasaların (secondary market), dijital varlık transferlerinin ve asimetrik bilgiye dayalı (George Akerlof, 1970, s. 488-490 – taraflardan birinin diğerine göre piyasa ve ürün gerçekliği hakkında çok daha fazla bilgiye sahip olmasıyla oluşan manipülasyon alanı) yüksek bedelli koleksiyon alışverişlerinin, yasa dışı paranın temizlenmesi hususunda tam da bu izleyici kitlesi kalkan yapılarak birer örtü işlevi görebilme ihtimali, konunun üzerine gitmemiz gereken en can alıcı yönünü oluşturuyor.
Sonuç mu?
90’ların masum çizgi film karakterleri, mali suçlar literatürü ve terör finansmanı araştırmacıları açısından doğrudan kimseyi töhmet altında bırakmaksızın, ancak sistemin arkasındaki bu fon hareketlerinin doğurabileceği aklama şüphesiyle yaklaşılması gereken spekülatif birer varlık sınıfına dönüştü.
Çocuklarımızın saf merakı ve bizim ekran başındaki saf izleyiciliğimiz bu çarkın arasında öğütülürken, eski kuşakların “önemsiz” zannedip geçtiği bu dijital gri alanlar, asıl uyanık olmamız gereken güvenlik açıkları olarak karşımızda durmaktadır.