30 Ağustos 2026, 14:00:06
Dolar 48,2370
Euro 55,9200
Altın 6.908,74
BİST 14.641,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 29°C
Az Bulutlu
İstanbul
29°C
Az Bulutlu
Pts 29°C
Sal 29°C
Çar 29°C
Per 28°C

Neopalyum

Bir şekilde buluş yapmış insanları incelediğiniz de hep aynı detaya ulaşırsınız. Tüm buluşlar iki sebepten gerçekleşir.

Neopalyum
13 Kasım 2020 16:47
10.395
A+
A-

Hayal

Bir şekilde buluş yapmış insanları incelediğiniz de hep aynı detaya ulaşırsınız. Tüm buluşlar iki sebepten gerçekleşir. İlk sebep tabi ki daha kısa yollar kullanabilmek. Tembellik yani. İkinci sebebe özellikle dikkat etmenizi istiyorum. “Hayal” …

Oturduğu yerde gerindi Mafe. Bilim tarihi dersine her gelişinde, önceki günden uykusunu iyi alması gerektiğini hatırlatıyordu kendine. Şuan gözleri kapanmasın diye uğraşırken bunu bir kez daha hatırlattı. Bir taraftan kendini konuya vermeye çalışıyordu. Bu sayede uyanık kalabilmeyi umuyordu. Yoksa Metkan Hoca yine bir şekilde onu uyandıracaktı. Bu uyandırmalar esnasında da hem o hem sınıf epey eğlenecekti. Tekrar dik oturma pozisyonuna geçti. “hayal etmek” diye tekrarladı içinden. Metkan hoca hep konuyu aynı yere bağlardı. “Ne olacağınızı hayal edin. Nerede olacağınızı, kimlerle olacağınızı…” ona kalırsa hayal ederek her şey oluyordu. Salaş pantolonunun üzerine giydiği, salaş gömleği ile oldukça aykırı bir tip olarak görünüyordu zaten. Bir de bu savunduğu düşüncelerle başka dünyadan, üniversite binasına geliyor gibiydi. Her hafta dersi anlatıp gidiyordu. “O zaman ben de rektör olacağımı hayal edeyim.” dedi kendi kendine. Bir taraftan da gülümsüyordu.

Metkan Hoca cümlesine devam ederken, duydukları gerçekten tüm uykusunu kaçırmıştı. “Sesli mi konuştum yoksa?” diye düşünerek etrafına bakındı.

  • “Hocam o iş hayalle oluyorsa, ben de rektör olduğumu hayal edeyim o zaman. Diyebilirsiniz arkadaşlar. Bence de hayal edin. Tabi bu hayalleri çalışmalarla desteklemeniz de gerekecektir. Siz neyi dilerseniz ve bunun için çaba gösterirseniz, tüm güçlerin hayallerinizi gerçekleştirmek için çalıştığını göreceksiniz ve buna inanamayacaksınız. Değil mi Mafe? Bugün de sözü sana vermeden dersi bitirmeyelim. Gelenek bozulmasın.”

Mafe şaşkınlıktan büyümüş gözleri ile Metkan Hocaya bakıyordu. “Tabi, tabi. İşimiz rast gitmez hocam yoksa!” Diyebildi.

  • Haydi o zaman size ödev. Haftaya bana dosyalar getiriyorsunuz. 10 yıl sonra ki sizi anlatan bir kompozisyon. Aynı lisede yazdıklarınız gibi. Bakın sizi üniversiteye alıştırmak için ne kadar düşünceli davranıyorum. İyi günler arkadaşlar

Herkes gülüşerek toplanırken Mafe olduğu yerde kalmıştı. Okula başladığından beri Metkan hocanın farklı olduğunu anlamıştı. Kafa sesi okuyabiliyor olması farklılıktan öte bir şeydi. 1.85 boylarında, kumral ince saçları aslında onu çok da farklı bir görüntüye sokmuyordu. Gözleri bu sadeliğini bozmak için ona verilmişti sanki. Yeşil mi? Sarı mı? Anlaşılmıyordu. Hiç yakından göremediği için de belli olmuyor olabilirdi tabi. Zaten farklılık katan kısım da renk değil, bakışların anlamıydı. Çok kitap okuyan, çok farklı düşünen biri olduğu belliydi. Yoksa bulunduğu alanı doldurması o kadar da kolay olmazdı. Kitap okuyan insan zekasından da başka bir hal vardı o bakışlarda. Zihin okuyordu sanki. Biraz önce yaşadığı tecrübe de hislerini daha da güçlendirmişti.

“Hadi Mafe hala mı uyuyorsun?” Diye bağırdı çocukluk arkadaşı Guşan. O sesle hemen toparlanırken, her zaman ki pratik cevaplılığı ile cevap verdi. “Sen anca hazırlanırsın diye sana zaman tanıdım Guşan, daha ne istiyorsun?”

Guşan ile bölümleri farklıydı. Aynı üniversite de okuyor olmaları da şans değildi tabi ki. Bu ders ortak olarak aldıkları bir dersti ve bir arada olmaktan hep mutluluk duyuyorlardı. İstanbul’dan Ankara’ya taşındıklarında Mafe henüz 5 yaşındaydı. Annesi çalıştığı için onu bir kreşe başlatmıştı. Şehir değişikliği tam dönem arasında olmuştu. Gittiği kreşte çocuklar çoktan kaynaşmıştı. Mafe’yi öğretmeni sınıfa tanıştırdığında, nedense sınıftaki kızların kendine farklı bakışlarından çekinmişti. Zaten ilk hafta o bakışların meyvelerini de toplamıştı. Sürekli elindeki oyuncağı isteyen o bakışın sahibi kızla, mümkün olduğunca denk gelmemeye çalışıyordu. Zaten şehri sevmemişti. Anneannesinden ayrılmak onu üzmüştü. Annesi çok yoğundu ve tüm düzeni bozulmuştu. Bir de üstüne bu acayip bakışlarla uğraşmak istemiyordu. Yine bir gün bir oyuncakla oynarken; “onu bırak çabuk, ben oynuyorum” sesine tepki vermemiş oyuncağı olduğu yere bırakmıştı. Kimsenin oynadığı yoktu aslında. Zaten bacakları kopmuş bir bebekti. Bıkkın bir halde bebeği bırakırken Guşan’ın sesini duymuştu. “O bebekle de oynayacak, senin elindekilerle de. Sen de gidip kendine başka bir oyuncak bul.”  diye seslenmişti garip bakışlı kıza. Kız ilginç bir şekilde “Tamam” Diyerek gitmişti. “Gel arkadaşım, beraber oynayalım.” Diye Mafe’yi yanına çekmişti Guşan. İşte dostlukları da böylelikle başlamıştı. Sonraları da bu olayı hiç unutmamıştı Guşan. “İlk başlarda, seni korumam gerektiğini düşündüren kedi yavrusu tavırlarınla beni nasıl da kandırdın Mafe.” Diye her fırsatta takılırdı.

“Hadi gidelim de şu senin parlayan ipeği bulalım Guşan Bey.” Diye konuyu kendinden uzaklaştırıp, hızla hazırlanıp derslikten çıktı Mafe. Annesi kendisine “Aydınlık” getirdiği için ona Mafe ismini vermişti. Gerçekten de ışık gibiydi. Sanki derisinin altı gözükecek kadar beyazdı teni. Teninin beyazlığı yanlarından geçenlerin dönüp tekrar bakmasına sebep oluyordu çoğu zaman. O buna alışmıştı. Saçları omuzlarından aşağıya doğru dökülürdü ve hiç toplamazdı. Teninin aydınlığı ile onlarda ışıldardı sanki. Saçlarının bal rengi mi gözlerine vuruyordu, yoksa gözleri de mi bal rengiydi oda pek anlaşılmıyordu. Tüm bu özelliklerin üzerine ince vücudu ile hızlı hareketleri birleşince ortamlarda sürekli dikkat çekiyordu.

YORUMLAR

  1. Gülsen dedi ki:

    Hayallerin bittiği yer, yaşama sevincinin bittiği yerdir.