Herkesin Bir Sınavı Var
Bu durumu, “Her insanın bir sınavı vardır şu fani dünyada.” öğretisiyle; Cemil Meriç’in “İnsan en yakınıyla sınanır.” sözüyle ya da Abdüllatif Şener’in “Bir darbe aldığında sorumluyu uzaklarda arama; ya sağındadır ya solunda.” ifadesiyle özetleyebiliriz sanırım.
Selam olsun siz satır dostlarıma.
Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde geçen bir hikâye dikkatimi çekti. Bu hikâye, şehirlerce nam salmış bir Şeyh’i ve onu tanımak için yollara düşen bir dervişi anlatıyor. Ancak asıl mesele bundan çok daha derin…
Özetle şöyle:
Bir derviş, Şeyh Harakânî Hazretleri’nin şöhretini duyar. Onu görmek, duasını almak için Talkan şehrinden yola çıkar. Ovaları, dağları aşar, günlerce yürür. Şeyhin yaşadığı şehre ulaşıp evini sorar. Edeple kapısını çalar. Kapıyı Şeyh’in eşi açar ve “Ne istiyorsun?” diye sorar.
Derviş, “Talkan’dan geldim. Şeyhi ziyaret etmek istiyorum,” der.
Kadın, bu cevaba kahkahalarla güler ve ardından “Bir şu sakalına bak, bir de onca yolun zahmetine!” diyerek hakaret dolu sözler sarf eder. Derviş, kadının küçümseyici ve kırıcı sözlerini sabırla dinler. En sonunda, “Ne olursa olsun, ben o mâna sultanını görmek istiyorum. Şeyh nerede?” diye sorar. Ancak kadından bir yanıt alamayacağını anlayınca, başkasından bilgi edinmeye çalışır.
Bir kişi ona, “Şeyh, odun toplamak için ormana gitti,” der. Derviş yola koyulur, ama kafasında bir soru yankılanır: “Böylesine büyük bir Allah dostu, bu kadar huysuz bir kadınla nasıl yaşar? Neden onunla aynı çatıyı paylaşır?”
Tam bu düşünceler içindeyken, derviş Şeyh Harakânî’yi görür. Şeyh, odunlarını bir aslana yüklemiş, üzerinde oturmakta; elinde ise bir yılanı kamçı gibi tutmaktadır. O büyük velî, dervişe tebessüm eder ve hiçbir söz duymadan onun içinden geçenleri okur:
“Ey beni görmek için uzaklardan gelen derviş! Şeytanın vesvesesine kapılma. Ben o huysuz, nankör kadına sabırla tahammül ettiğim için, Allah bu aslanı bana hizmetkâr kıldı. Allah dostları, Hak’tan gelen her duruma sızlanmadan, şikâyet etmeden boyun eğer.”
İnsan, ormanların kralı aslanı yük taşıyıcısı yapacak kadar kudretli olabilir. Yılanı kamçı gibi eline alabilir. Ancak yine de en yakındaki insanla baş edemeyebilir.
Bunu günümüz dünyasına uyarladım. Düşünün ki bir siyasi parti liderisiniz. Teşkilatınız, üyeleriniz, halk sizi seviyor. Belki ülkenin çoğunluğunun tercih ettiği isim olarak iktidardasınız. Kararlarınız gündemi belirliyor, etkileriniz ülke sınırlarını aşıyor. Fakat yine de gücünüzün geçmediği, sözünüzü dinlemeyen, sizi önemsemeyen, kendi dünyalarında kendi keyfiyetlerinde olan kimselerin yanıbaşınızdaki varlığı mutlak gerçekliktir. Tıpkı Şeyh Harakânî’nin eşi gibi.
Bu durumu, “Her insanın bir sınavı vardır şu fani dünyada.” öğretisiyle; Cemil Meriç’in “İnsan en yakınıyla sınanır.” sözüyle ya da Abdüllatif Şener’in “Bir darbe aldığında sorumluyu uzaklarda arama; ya sağındadır ya solunda.” ifadesiyle özetleyebiliriz sanırım.