Hepsi Bizim
O yüzden tüm duygular doğal, hayatta başımıza gelen her şey de gerçek. Hiçbir şeyi görmezden gelmeye gerek yok. İnsan olarak hepsine sahip çıkmalıyız.
Okuduğum kitapta diyor ki; “Geçmiş bazen ayakkabındaki çakıl taşı gibidir. Küçük ama çok rahatsız edicidir.” Evet, insan geçmişinden kutulamaz sonuçta belki de en gerçek aidiyetimiz geçmişimizdir. Ama tabi ki hep üzerinde durulan insanları profesyonel destekler almaya iten şeyler geçmiş travmalarımız ve oralarda bir yerlere saplanıp kalmalarımızdır. Daha önce ki yazılarımın birinde bahsetmiştim. Bazen hayatın akışında bizi öyle bir yerde, öyle bir cümle ya da sesleniş etkiler ki biz bile inanamayız. İşte bunlar hep geçmişimizin peşimizi bırakmayışından ya da bizim onu bir türlü yanımızdan ayırmayışımızdandır. Bazen utanırız geçmişimizden, bazen korkarız, bazen de yok sayarız kırk kilitli kapı arkasına sakladığımızı düşünürüz. Ama o iş öyle olmuyor tabi ki de. Evet, belki başka insanlardan saklıyorsundur ama peki ya kendinden? İnsanın kendine yolculuğu bu noktada önem taşıyor bence. Hep dürüst olmaktan yalan konuşmamaktan bahsederiz. Bunlar en büyük erdemlerdendir falan. Peki ya kendimize söylediğimiz yalanlar ya da kendimizi inandırmaya çalışıp dışarıya o şekilde yansıttığımız hayali mutluluklarımız? Hangileri daha büyük yalancılık, bunun zararı en çok kime bir de böyle bakmak gerekli.
Özellikle çocukluk çağı travmalarının kişiliği çarpıttığı ve biçimlendirdiği ifadeleri vardır. Travma dediğimizde de öyle çok ciddi şeyler düşünmeye gerek yoktur; tacizler, istismarlar gibi. Sevgisizlikte bir travmadır, anne baba kavgası da yerine göre ablayla veya abiyle yapılan bitmez kavgalar kıskançlıklarda. Bu liste bu şekilde uzar gider. İfadelerin çoğuna baktığımızda aslında hepsi ne kadar sıradan çocukluk zamanı olayları gibi görünüyor değil mi? Ama bunları zihnimizin işleme ve kodlama durumları işte bazen gelişkin zamanlarımızda problemleri oluşturan şeylerin temeli olarak karşımıza çıkacak durumlardır. O yüzden ilk cümlede yazdığım minik çakıl taşı benzetmesi ne kadar doğru geldi.
Şimdiki zamanımızı yaşarken de başımıza gelen hiçbir şeyi küçümsemeden hakkını vererek içinden geçelim ya da fark edelim. Bazı şeyleri oldukları gibi değil olduğumuz gibi görme duygusuna çok kapılmadan gerçekten çok da sapmadan devam edelim. Hayatta her zaman her şeyin ve herkesin sadece baktığımızda ya da birkaç sohbette göründüğü gibi olmadığını bilelim.
Hiçbir olaya ya da hiçbir kimseye sanki o zamanına kadar 7/24 yanındaymışçasına güvenip savunmayalım, bazen de tam tersi anlatılanlar ve olumsuz bazı olaylar neticesinde dünyanın en kötü insanı ya da en kötü olayı gibi davranmayalım. İmkân varsa 2 taraftan dinlemeyi veya görmeyi becerelim, suçlamadan biraz düşünmeyi; “Bu olayın içinde ki kişi bizde olabilirdik. O zaman bunları duymak hoşuma gider miydi? İnsanlardan ne yapmalarını nasıl davranmalarını beklerdim?” gibi sorularla kendimizi sakinleştirmeyi bilebilmeliyiz.
O yüzden tüm duygular doğal, hayatta başımıza gelen her şey de gerçek. Hiçbir şeyi görmezden gelmeye gerek yok. İnsan olarak hepsine sahip çıkmalıyız.
Yaman Karaca’nın “İnsan yaşadıkça anlar.” şiirinin son dizelerinde dediği gibi:
Gençlik solar ümitler gider keşkeler başlar
Tutunduğun dallar ellinde kaldıkça çaresizce ahlar gelir vahlar gider aklar düşer
Akıl başa gelir gelmesine de
Geriye dönmek olmaz telafisi olmaz
Bir şansın daha belki de hiç olmaz
Ecel kapını bekler can gider her şey biter
İnsan yaşadıkça anlar anladıkça kendinden gider.