Hem Yazık Hem Günah
“Gerçek; toprağın altına kapatıldığında orada öyle bir toplanır, öyle bir patlama gücü kazanır ki patladığında kendisiyle birlikte herşeyi havaya uçurur.”
Selam olsun satır dostlarıma. Doymazların ve utanmazların hâkimiyet kurduğu alanlarda mazlumların ölümden daha ağır bedeller ödemek zorunda kalması kadar acı verici bir hal olmasa gerek. Ezici güç altında hakların, umutların, emeklerin çalındığı, mobbing baskısıyla çareyi ölümde arayan çaresizliği hayal etmek ne mümkün.
Tarihin hafızasına kazınmış davalar var. İbretlik bu davalardan alınması gereken dersler alınabildi mi, orası muamma.
Sokrates davası hukuk fakültelerinde ders konusu olmuş davalar arasında yer alır. Filmlere konu olan Dreyfus Davası ise güçlü, örgütlü ve planlı şekilde ittifakla hareket eden onursuzların, haysiyetsizlerin, makamlarının imkânlarını kötüye kullanan acizlerin karşısında duran onurlu, haysiyetli, makamının vebal ve sorumluluğunu yerine getiren korkusuzların uğradıkları baskılara rağmen korudukları duruşlarını anlatıyor.
Hakkı ve haklıyı korumak adına hakkaniyetle davranmaya çalışan tek bir kişinin örgütlü ve güçlü haysiyetsizlerin baskısıyla, mobbingleriyle sayısız mağduriyetin kurbanı olmasına rağmen dik duruşu, bir gazetecinin açık ve net olarak yayınlarıyla konuyu ele alışı gerçeklerin ortaya çıkmasına, sınırları aşıp dünya gündeminde konu edilmesine, daha da öteye geçerek tarihte unutulmaz olaylar arasında yer almasına neden olur.
“Gerçek; toprağın altına kapatıldığında orada öyle bir toplanır, öyle bir patlama gücü kazanır ki patladığında kendisiyle birlikte herşeyi havaya uçurur.”
Zola’nın korkusuz yayıncılığı kendisini ölümsüz kılmış, sadece hakkı ve haklıyı korumaya çalışırken karşısındaki gücün zulümleriyle birçok mağduriyet yaşayan yarbayın süreç sonunda yaşadığı yükseliş ve örgütlü haysiyetsizlerin ibretlik sonu bizim inancımızdaki tanımıyla ilahi adaletin tecellisi 19 yüzyılda yaşanan olayın günümüzde de bilinir olmasıyla sonuçlanmıştır.
Bu ve benzeri olaylardan ders çıkarılmış mıdır? Elbette hayır… Hayat devam ettiği sürece insanoğlunun onur ve hak savaşı da geçici gücü elinde bulunduranların zulümleri de devam edecektir.
Esası, hikmeti bilinmese dahi çok az insana nasip olan lütuflar uzun yıllardır iktidarı elinde bulunduran AK Partiye, kadrosuna, yönetimine değil sadece Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a nasip olmuştur. Onlarca akıl almaz olaylar neticesinde bizzat Erdoğan’ı hedef alan sayısız eylem Erdoğan’ın lehine sonuçlanmış, halkın çoğunluğunun Erdoğan’a olan sevgisini korumuştur.
Erdoğan tarafından görev verilmiş kişilerin çok azı bu sorumluluklarına layık olma gayreti göstererek hareket etmiş ve sevgiyle, saygıyla anılan insanlardan olma ayrıcalığı yaşamıştır. Ancak ister siyasetçi ister kamu görevlisi, ister parti yetkilisi, kim olursa olsun, hangi görevlerde bulunursa bulunsun birçok kimsenin; doyumsuzluğu, sorumsuzluğu, ihmalleri ile şu an için en azından ilahi kayıtlarda yerini aldığını, tecelli edilecek zamanın muhtemel sanıkları olarak mazlumların gönüllerinde kelepçelendiğini söylemek yanlış olmaz.
Suçlarına ve suç ortaklıklarına sadakatle bağlı güçlülerin mağdurları arasında hak ettikleri görevlerde makama değer katarak şerefleriyle hizmet etmeleri engellenen ahlak, bilgi ve onur sahibi kimseler de yer alıyor…
Halkın teveccühüne nail ve tek başına sahip olan Erdoğan bu ayrıcalığı; halk tabiriyle iki kuzu güdemeyecek, cehaleti köy batıracak, yalanların ağızlarında yuva yaptığı onur, haysiyet, vebal gibi kavramlardan bihaber doyumsuz ve arsız kimseler tarafından sıkıştırıldığı fanusta yaşatmaya çalışılıyor. Bu hal sadece Erdoğan için değil ülke ve millet için kayıplara, acılara neden oluyor.
Hukuk, ülkenin en önemli varlığıdır. Hukuksuzluk, çöküşün çığlığa dönüşen habercisidir.
Yakın tarihlerde bir savcı adayının intiharı haberleri hızla unutulan gündemlerimiz içinde yerini aldı. Şayet adliye muhabirleriyle, adliyelerle, avukatlarla, Adalet Bakanlığı çalışanlarıyla az biraz arkadaşlığınız var ise anlatılacak hikâyelerin sonunda vereceğiniz cevap ne yazık ki “yok artık!!!” olacaktır.
Savcı adayı intiharı olayının iç boyutunu bilememekle birlikte, çözümü, umudu, çaresizliği intiharlarıyla haykıran onlarca kişinin varlığı gibi bu eylemin birilerinin vebali olduğu da gerçektir. AK Partiyi iktidara taşıyan Hz. Ömer adaleti söylemiyle bu vebalin silsileye bağlı olduğu da söylenebilir.
Adalet Bakanı parti yetkilisi gibi bitmez gezileriyle seyyahlara taş çıkarta dursun, gerçeklerle bağdaşan bir cümlenin olmadığı hikâyeleri seslendire dursun, bu durumu başıboşluk hoşnutluğu olarak değerlendiren birileri şahsi çıkarlarını edine dursun gerçekler toprak altına kapatıla dursun, patlama gerçekleştiğinde yaşanacaklar sabırla beklenenler arasında.
Günümüzün Zola’sı kim olur acaba?