Derin Uyarı
Eğer insan sevdiğiyle, destek verdiğiyle, omuz verdiğiyle haşrolacaksa; Kimin yanında durduğumuzu, kimi akladığımızı, kimi meşrulaştırdığımızı bir kez daha düşünmemiz gerekmez mi?
Selam olsun siz satır dostlarıma. Bu hafta zihin dünyama sürekli aynı kelime uğradı: haşr.
Sözcüğün anlamı, çağrıştırdığı hâl ve his sebebiyle uzun uzun düşündüm üzerinde. Sözlüklerde haşr; “bir şeyi yerinden çıkarmak, toplamak, bir araya getirmek, sevk etmek, kuşatmak, daraltmak, sıkıştırmak, menetmek” gibi çok yönlü anlamlarla açıklanıyor. Arapçada da temel karşılığı toplamak. Klasik belâgat kitapları ise bu kelimeyi, bir ifadenin başka kavramlara özel biçimde tahsis edilmesi anlamında mecazî bir terim olarak tanımlar. Yani haşr, sözün özünü yoğunlaştıran bir îcaz biçimidir.
TDK, “haşrolmak” kavramını terim olarak şöyle açıklar: “Cenab-ı Hakk’ın kıyamet gününde insanları tekrar diriltip hesaba çekilmek üzere toplaması.” Bu toplanma yerine de “mahşer” denilir.
Özetle haşr ve haşrolmak; toplanmak, bir araya getirilmek, yerinden çıkarılmak gibi anlamlar taşır. Dinî literatürde ise kıyamet günü insanların yeniden dirilişi ve mahşerde toplanışı için kullanılır. Kur’ân-ı Kerîm’de yer yer “ba’s” ile aynı anlamda geçmesi de bu yüzdendir.
Kutsal kitabımızda Haşr Suresi bulunur. Bu surede; Allah’ın yüceliği, kamu mallarının sosyal adalet için kullanılması, müminlerin birbirine kin beslememesi, Kur’an’daki örneklerin insanlara ibret olması gerektiği gibi evrensel ilkelere dikkat çekilir. İnanç farklılıklarına bakılmaksızın, toplum düzeni ve adalet konusunda tüm insanlığın üzerinde birleşebileceği mesajlar taşır.
Gelelim sık duyulan o darb-ı mesellere:
“Neyle haşr olursan onunla neşr olursun.”
İslam literatüründe haşr; diriliş, neşr ise insanların kabirlerinden çıkarılarak mahşerde yeniden bir araya getirilmesi anlamına gelir. Bir diğer ifadeyle kişi hangi hâl, hangi değer, hangi insanlarla iç içe yaşıyorsa ahirette de onlarla birlikte anılacağına dair bir uyarıdır.
Bu düşünceyi en çok hatırlatan söz ise:
“İnsan sevdiğiyle haşr olur.”
Rivayetlere göre Hz. Muhammed’e, “Ahirette de seninle olmak istiyorum” diyen bir sahabeye verilen cevap bu anlamdadır: Kişi kimi sever, kimi öne çıkarır ve kimi takdir ediyorsa onunla beraber olacaktır.
Bu ifade ilk bakışta sevinç verici gibi görünse de, yaşam bütünlüğü açısından düşündüğümüzde aynı zamanda derin bir uyarı niteliği taşır: Kimin yanında duruyorsak, onun yükünü de omuzlarız.
Bugün modern hayatın karmaşasında; hatır için verilen sözler, çıkar uğruna görmezden gelinen adaletsizlikler, dostluk adı altında yapılan haksızlıklar, birine kıyak geçmek için çarpıtılan hakikatler…
Tüm bunlar, insanı fark etmeden yanlış safın içine çekebilir.
Bir mahkeme kararında adaletsizliği onaylamak, yalan tanıklıkta bulunmak, bir borcu inkâr etmek, hak gaspına göz yummak, bir iftiraya sessiz kalmak… Bunların hepsi yalnızca dünyaya değil, insanın kendi vicdanına da dokunan yüklerdir.
Eğer insan sevdiğiyle, destek verdiğiyle, omuz verdiğiyle haşrolacaksa; Kimin yanında durduğumuzu, kimi akladığımızı, kimi meşrulaştırdığımızı bir kez daha düşünmemiz gerekmez mi?
Belki de bu kelimenin asıl ürpertisi buradadır:
Bir gün tüm yaptıklarımızla birlikte toplanacaksak, yanımızda kimlerin duracağını şimdiden seçmek zorundayız.
Aklıma takılan ve cevaplamamız gerektiğine inandığım sorulardan bazılarını sizlerle paylaşarak satırlarıma son vermek isterim.
Vicdanın Mahşerinde Kimlerle Birlikteyiz?
Kimin Yükünü Taşıyoruz?
Tehlikenin Farkında mıyız?
Mahşerde Kimlere Emanetiz?