Anlayabilen Beri Gelsin
İlahi adalet tecelli ettiğinde tüm gösterişler, inkârlar sona erecek elbet…
Selam ederim siz özel insanlara. Vakti zamanında kıraathanede açlıktan vefat eden bir kimsenin haberi gözüme ilişmişti. Sağlık ekipleri müdahalelerini yapmaya çalışırken yan masada oyunlarına devam eden kimseleri gördüğümde o duyarsızlığı idrak edememiş adeta şok yaşamıştım.
Zaman içerisinde anlamaktan zorlandığım akıllara durgunluk veren haberlerin sayısı artar oldu. Ambulansın önünü keserek içini kontrol eden vasıfsızlar, itfaiye araçlarının önünü kesen sorumsuzlar gibi onlarca haberlere alışmamaya çalıştım.
Görevini kötüye kullanan kamu görevlileri veya siyasetçiler, ürünlerinde akıl almaz hilelerle genetiğimizi mahfeden üreticiler, faizler, fahiş fiyatlarla kar eden doyumsuzlar, malzemeden çalan müteahhitler, hayatlarla oynayan doktorlar, çocukların gelişmesini, eğitilmesini geçtim karakterlerini bozan sözde eğitimciler, darphane mantığıyla yönetilen eğitim kurumları, sınır kaçakçılığı yapan sözde sınır koruyucuları, asayişi sağlaması gerekirken suçun hamisi olan yetkililer, adaleti yerine getirmesi gerekirken yevmiyenin uşağı hukukçular, çocuklarının yanlışlarda yok olmasına sebep aileler…
Sanırım sayılabilecek daha ne çok acı örneğimiz, yaşanmışlıklarımız, normalleşen akıl almaz anormallikler hayatımızın orta yerine kök saldı.
Oysaki bizler “Müslümanın derdiyle dertlenmeyen bizden değil” düsturuyla yetişen müslümanlardık veya hoşgörü, paylaşım, dertlere ortak olma, çaresizlere, darda kalmışlara duyarlı insanlardık. Elbette her zaman nahoş eylemler ve insanlıktan nasibini alamamış sözde insanlar vardı, ancak onlar toplumda yargılanan, yadırganan, dışlanan, kabul görmeyen kimseler olarak bir köşeye itilirdi.
Acılara saygı duyar acımız sayardık, hastası, cenazesi olan evler bilinir onların kederine saygı duyulur ve acıları paylaşılırdı. Ülke olarak yaslarımızı geçtim konu, komşu hassasiyetlerimiz dahi vardı.
İnanması zor geliyor değil mi? Sanki yüzyıllar öncesinden bahseder gibiyim. Hangi ara ve nasıl bu denli duyarsız, umarsız, sorumsuz, vicdansız, ahlaksız olduk.
Büyük bir felaket yaşanıyor, ama nasıl?
Bolu’da yanan otelin alevleri önünde yetkililer sorumluluk ve yetki paslaşıyorlar, kesintisiz çalışan yardım görevlileri dinlenme ihtiyaçları için zorunlu olarak başvurdukları yerden ücret talep ediliyor, bir yandan felaket devam ederken hemen yanı başında insanlar rutinlerine devam ediyorlar.
Oysaki yabancı takımla oynanan maçta gol atan karşı taraf acımıza saygı kararı aldıkları için kutlama yapmıyorlar, aksine acınızı paylaşıyoruz diyerek cevap veriyorlar.
Ambulansın içinde değilsek, yanan değilsek, aç kalan değilsek, yaralanan değilsek, darda kalan değilsek umurumuzda olmuyor. Zaten unutma hızımız da hiçbir hissi kalıcı kılmıyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor, ancak ders alan olmuyor, tekrarlarından sakınılma gayreti olmuyor.
Polis memuru genç bir kardeşimle sohbet ederken uygulamalarda ne kadar esnek olduğunu sordum. Kesinlikle hiç esnek değilim diyerek söze başladı ve tecrübesini paylaştı. Uygulama sırasında gerekli şartları sağlamayan bir motosiklet sürücüsünün ısrarlı ricası üzerine acıyarak serbest bırakmış. Ancak şahıs henüz görüş mesafesinden çıkmadan bir yayaya çarparak ufak bir yaralanmaya sebep olmuş. Bunun üzerine polis kardeşimiz şayet bırakmasaydım bu yaşanmayacaktı, daha ağır sonuçları olan bir kaza yaşanabilirdi. Bu durumun vebali ise bende olur diyerek işinden asla taviz vermediğini anlattı. Yani bir olaydan gerekli dersi almıştı bu güzel insan.
Geçmiş zamanda yurt dışından yayınlanan haberlerde duyarsız insanları görür yadırgardık, çok şükür diyerek kendimizle haklı olarak övünürdük. Fakat geldiğimiz nokta “ölmeden ölen bir toplum” olduk sanırım.
İlahi adalet tecelli ettiğinde tüm gösterişler, inkârlar sona erecek elbet…