5×17
Evet dostlar. Gönül isterdi ki bu beş evreyi daha derin, daha uzun, daha çok örneklerle uzunca irdeleyeyim, yazayım. Ama adı üstünde burası “köşe yazısı”.
Türkiye’de ortalama yaşam süresi 85’e dayandı. Ben 85 yıllık bir ömrü 5 ayrı bölüme ayırıyorum. Bu da her 17 yılda 1 bölüm ediyor. Her insan kendi hayat tarihinin baş aktörü olduğundan, ortalama 17 yılda bir “çağ açıp, çağ kapatıyor” diyebilirim. Bu hesabım elbette bilimsel bir gözleme dayanmıyor ama Bahçeli’nin “40 yapar” hesabı kadar da uçuk değil. Hem kendi yaşantımdan hem de şahit olduğum yaşantılardan edindiğim izlenim bu yönde. Beş bölüme ayırdığım insan hayatının her bir bölümünü kısaca özetleyeyim.
Birinci 17: “Merak, Keşif ve Şekillenme”
Hepimiz seçmediğimiz bir takım gerçekliklerin içerisine doğuyor ve aklımız ermeye başladığından itibaren bu gerçekliği anlamaya ve ayak uydurmaya çalışıyoruz. Bu da bizim hayata bakışımızı ve karakterimizi şekillendiriyor. Birinci 17 kendini, çevreni, yaşadığın toplumu, olayları ve olguları anlama çabası ile geçip gidiyor. Hayatta kalmak için mutlak bir yetişkine ya da yetişkinlere ihtiyaç duyduğumuz bir evre olduğu için aslında hiç de keyifli bir evre değildir. Sırf sorumluluk yok diye romantize edilen ve adına çocukluk denen bu evre can sıkıcı bir süreçtir. Ama diğer 4 evreyi doğrudan etkilediği için en önemli evredir. Bugün yaşadığımız sorunları “çocukluk travmam” şeklinde açıklamamız da bundandır. Yada “ağaç yaşken eğilir” atasözü bu evrenin önemini kavramış bir atamızdan bize yadigar kalmış diyebiliriz.
İkinci 17: “Araf, Adım Hayati Kararlar”
İkinci 17 ile beraber artık çocukluğun getirdiği sorumsuzluk hali sona erer. Yapılan eylemlerin ve atılan adımların sorumluluğu alınır ve sonuçlarına katlanılır. Ama bu sorumluluk ve sonuçlar üçüncü 17’deki kadar ağır değildir elbette. Çünkü hala toplum tarafından hatalarınız büyük ölçüde anlayışla karşılanır. Bu yaşlarda aşk ve iş hayatları daha çalkantılı, etraf ise daha kalabalıktır. Hem bedensel hem zihinsel verimliliğin en yukarıda olduğu bu evrede maalesef çoğu insan belirsizliklerle ve dayatmalarla mücadele etmek durumunda kalır ve verimliliğini artı değere dönüştüremez. İkinci 17’nin başlarındaki çalkantıyı bir an önce sona erdirmek isteyenler ise bu evrenin sonlarına doğru paniğe kapılarak sevmedikleri bir işte çalışmaya, dahası sevmedikleri evliliklere “düzen kurmak adına” adım atabilirler. Buralarda verilen yanlış iş ve eş seçimleri üçüncü 17’ye çözülmesi gereken bir ton sorun da taşır.
Üçüncü 17: “Netlik, Sadelik ve Yatırım”
İkinci 17’de bahsettiğim iş ve eş ikilisinde ikide iki isabet yapanlar için üçüncü 17 hayatın en mükemmel evresidir. Yapamayanlar için ise telafi için mükemmel bir evredir. Çünkü insan üçüncü 17’de kendisiyle, çevresiyle, neyi isteyip neyi istemediğiyle ilgili daha net fikirlere sahip olur. Bu netliğin de etkisi ile birlikte çevrede bir sadeleşme de beraberinde geliyor. İkinci 17’deki kalabalık ortamlar, gürültüler, patırtılar, inişler çıkışlar, yormaya başladığından “ev” ile kurulan ilişki daha sadık hale geliyor. Üçüncü 17 sıfırdan başlangıçlar için hiç de geç kalınmış bir evre değildir. Tersine ne istediğini bilme ve olgunlaşma sürecinin getirdiği özgüvenle bu evrede alınan kararlar daha ömürlük olabiliyor. Vücut ve kafa ikinci 17 kadar dinç olmasa da her şeye sıfırdan başlamaya engel olacak kadar da kötü durumda değildir. Bu evrede yapılan evlilikler toplum nezdinde “geç kalınmış” sayılsa da daha sağlam evlilikler olma olasılığı yüksektir. Aynı şekilde bu evrede girişilen işler de daha ayakları yere basana işler olacağından başarılı olma olasılığı yüksektir.
Dördüncü 17: “Anlam, Sorumluluk ve Emekliliğe Hazırlık”
Dördüncü 17’de kişi kendisi ile ilgili birçok meseleyi halletmiş, kendince hayatın anlamına bir cevap geliştirmiş, ailesini ve işini oturtmuş bir konuma erişiyor. Tam da hayatın tadının çıkaracağı, hobilere bolca vakit ayıracağı, mümkünse kırsala dönüşlerin gerçekleşeceği bir evre fakat Türkiye’deki geleneksele aile bağları bu evrede çocuk veya torunların kaygılarını üstlenmekle zorlaşabiliyor. Bizde ebeveynler genellikle ölene dek anne-baba olma sorumluluğundan vazgeçmedikleri, hatta torun/torunların sorunlarını da üstlenmek durumunda kaldıkları için maalesef bu evrede kendileri ile ilgili meseleleri halletmenin zevkini tam anlamıyla yaşayamıyorlar. Çoğu insan ertelenen gençlik hayallerini bu evrede de erteleyerek beşinci 17’ye öteliyorlar.
Beşinci 17: “Son fırsatlar ve bilgelik”
Merak, keşif, deneyim, mücadele, birikim, yenilik, macera ve belirsizliklerin geride kaldığı bu evre insanın kendi çapında bilgeliğe ulaştığı evredir diyebiliriz. Geride kalan koca bir ömürde neler yaşanmamıştır ki?
Pişmanlıklar, keşkeler, iyiki’ler, vay bee’ler, hatalar, başarılar, yenilen kazıklar, yaşanılan zaferler, vs… Hepsi geride kalınca, üstüne bir de ölüm denen mutlak gerçekliğin soğuk nefesini yanı başında hissedince insan, bilgeliğe doğru yol alıyor. Tabi ki de bu evrede herkes oturup ölümü bekliyor ve bilgeliğin sükûnetini yaşıyor diyemem. Mücadeleci ruhu kaybetmeyenler zihinlerinin ve bedenlerinin elverdiği ölçüde giderayak hayatın getirdiği son fırsatları da değerlendirme yarışına girebiliyorlar. Bu evrede yeniden evlenen, bambaşka işler kuran, hobisine yönelen, çalışmaktan vazgeçmeyen çokça insan gördüm. Çünkü ölüm korkusu herkeste aynı reflekse neden olmuyor. Kimisi bu korkuyla derin bir kabullenişle baş ediyor, kimisi ise dünyaya daha sıkı sarılarak… Ama her halükarda insan, hatırı sayılır bir yaşanmışlık bırakıyor ardında.
Evet dostlar. Gönül isterdi ki bu beş evreyi daha derin, daha uzun, daha çok örneklerle uzunca irdeleyeyim, yazayım. Ama adı üstünde burası “köşe yazısı”. Bu köşeye bu kadarı ancak sığar. Haftaya başka meselelerde görüşmek üzere.