Mekke İttifakı
İsrail’in bölgesel güç projeksiyonunu dengeleyebilen…
Fakat aynı zamanda Washington’a da bölgenin güvenliğinin yalnızca eski mimari üzerinden kurulamayacağını gösteren bir yapı.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ortak savunma anlaşması ilk bakışta İran’a karşı yeni bir ittifak gibi görünebilir. Ancak daha yakından bakıldığında Mekke’de ortaya çıkan yapı, İran kadar İsrail’in bölgesel güç projeksiyonunu da dengeleyebilecek ve Amerikan merkezli güvenlik düzenine bağımlılığı azaltabilecek yeni bir stratejik özerklik arayışına işaret ediyor.
Büyük jeopolitik dönüşümler her zaman savaş meydanlarında başlamaz.
Bazen yıllardır değişmekte olan güç dengeleri, birkaç sayfalık bir anlaşmayla görünür hâle gelir.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması böyle bir belge olabilir.
Anlaşmanın temel hükmü güçlü:
Üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırı, diğerlerine de yapılmış kabul edilecek.
Bu ifade doğal olarak NATO’nun 5. maddesini hatırlatıyor. Nitekim anlaşmanın ardından “İslami NATO”, “Sünni ittifakı” ve “İran’a karşı yeni savunma hattı” gibi tanımlamalar ortaya çıktı.
Ancak Mekke’de yaşananları yalnızca İran üzerinden okumak, Ortadoğu’da meydana gelen çok daha büyük dönüşümü gözden kaçırmak anlamına gelebilir.
Çünkü bölgenin güvenlik sorunu artık yalnızca İran değildir.
Asıl mesele, bölgedeki devletlerin güvenliklerini tek başına mevcut düzenin garanti edebileceğine eskisi kadar inanmamasıdır.
İran’a Karşı Bir İttifak mı?
İlk bakışta cevap evet gibi görünebilir.
Suudi Arabistan uzun yıllardır İran’ın füze kapasitesini, bölgesel nüfuzunu ve vekil güçlerini temel güvenlik risklerinden biri olarak görüyor. Körfez’de son dönemde yaşanan askerî gerilimler bu endişeyi daha da büyüttü.
Bu nedenle Mekke İttifakı’nın ortaya çıkışında İran faktörünü yok saymak mümkün değildir.
Fakat anlaşmayı yalnızca İran’ı çevrelemek amacıyla kurulmuş bir yapı olarak görmek de yeterli değildir.
Çünkü Mekke’de ortaya çıkan sistem aynı zamanda bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini daha fazla kendilerinin üretme arayışıdır.
Bu açıdan bakıldığında ittifakın mesajı yalnızca Tahran’a değil, çok daha geniş bir uluslararası sisteme yöneliktir.
Peki İsrail?
Mekke İttifakı’nın daha az konuşulan fakat uzun vadede belki de daha önemli boyutu burada ortaya çıkıyor.
Ortadoğu’nun son yıllardaki güvenlik denkleminde yalnızca İran’ın değil, İsrail’in askerî güç projeksiyonunun da coğrafi sınırları genişledi.
Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den İran’a kadar uzanan askerî hareketlilik, bölgedeki birçok başkent açısından yeni bir güvenlik sorusunu beraberinde getirdi:
İsrail’in askerî hareket alanının sınırı nerede?
Bu soru özellikle Türkiye açısından önemlidir.
Ankara ile Tahran arasında Suriye’den Irak’a ve Kafkasya’ya kadar ciddi rekabet alanları bulunuyor. Fakat Türkiye aynı zamanda İsrail’in Suriye’de ve daha geniş bölgede artan askerî hareketliliğini de kendi güvenlik hesaplarının dışında tutamaz.
Pakistan açısından ise tablo farklıdır. İslamabad’ın İsrail ile diplomatik ilişkisi bulunmuyor. Hindistan ile İsrail arasındaki stratejik ve askerî yakınlaşma da Pakistan’ın güvenlik perspektifine ayrı bir boyut ekliyor.
Suudi Arabistan ise İran’ı dengelemek isterken İsrail’in bölgesel askerî üstünlüğünün sınırsız biçimde genişlemesini kendi çıkarları açısından sorgulamak durumunda.
Dolayısıyla Mekke İttifakı’nın önemli özelliklerinden biri şudur:
İran’a karşı kurulmuş bir ittifak olmak zorunda olmadığı gibi İsrail’e karşı kurulmuş bir ittifak da değildir.
Daha ziyade, gerektiğinde her iki yönde de denge üretebilecek bağımsız bir güç merkezi oluşturma potansiyeli taşımaktadır.
Üçüncü Bir Kutup
Mekke İttifakı’na belki de en doğru perspektif buradan bakılabilir.
Ortadoğu uzun süre iki temel güvenlik ekseni üzerinden okundu.
Bir tarafta Amerika, İsrail ve Washington’ın bölgesel ortakları…
Diğer tarafta İran ve onun oluşturduğu bölgesel nüfuz ağı…
Fakat bu iki eksenin arasında kalan ülkelerin çıkarları artık bu kadar kolay sınıflandırılamıyor.
Türkiye NATO üyesi ama İran ile konuşuyor.
Suudi Arabistan Amerika’nın stratejik ortağı ama Çin ile ilişkilerini geliştiriyor.
Pakistan Çin’in yakın ortağı ama Körfez ve Batı dünyasıyla güçlü bağlarını koruyor.
Üç ülkenin ortak noktası belki de burada ortaya çıkıyor:
Hiçbiri başka bir büyük gücün stratejisinin yalnızca uygulayıcısı olmak istemiyor.
Bu nedenle Mekke İttifakı’nı yeni bir bloktan ziyade bir stratejik özerklik koalisyonu olarak okumak daha anlamlı olabilir.
İran’a gerektiğinde sınır çizebilen…
İsrail’in bölgesel güç projeksiyonunu dengeleyebilen…
Fakat aynı zamanda Washington’a da bölgenin güvenliğinin yalnızca eski mimari üzerinden kurulamayacağını gösteren bir yapı.
HAFTAYA;
Londra’dan Bakıldığında