30 Ağustos 2026, 10:27:08
Dolar 48,2370
Euro 55,9200
Altın 6.908,74
BİST 14.641,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 28°C
Hafif Yağmurlu
İstanbul
28°C
Hafif Yağmurlu
Pts 29°C
Sal 29°C
Çar 29°C
Per 28°C

Hakikatin Eşiğinde

Sesli Dinle

Öte yandan birçok gazetecinin bildiği hâlde yazmadığı, sustuğu, beklediği gerçekler de vardır. Etik kaygılar, kişisel ricalar, makamlar, unvanlar, “şimdilik” denilen gerekçeler… Hepsi, hakikatin önüne çekilmiş geçici perdeler gibidir. Ancak bilinir ki; her nasip vaktine esirdir.

Hakikatin Eşiğinde
15 Aralık 2025 15:35
6.685
A+
A-

Selam olsun siz satır dostlarıma. Ülke gündemi bir süredir aynı sorunun etrafında dönüp duruyor:

Kim konuşmalı, kim susmalı, ne yazılmalı, ne örtülmeli?

Bir yanda “itibar”, “mahremiyet” ve “değerler” vurgusu; diğer yanda iddialar, belgeler, görüntüler ve inkâr edilemeyen gerçekler…

Tam da bu tartışmaların ortasında, eskilerden bir rivayet yeniden düştü aklıma.

Rivayet bu ya; Hz. Hızır aleyhisselâm, Cuma namazını eda etmek üzere camiye gider. Hutbeyi dinlerken yanındaki kişinin gözlerinin kapalı, dalgın ve uyuklar hâlde olduğunu fark eder. Namazı ve abdesti bozulmasın diye düşünerek onu nazikçe dürter.

Adam gözlerini açar, Hz. Hızır’a bakar ve yeniden kapatır.

Hz. Hızır bir kez daha dürttüğünde, bu kez sertçe döner ve şöyle der:

“Beni rahat bırak. Senin Hz. Hızır olduğunu cemaate söylerim; bu camiden çıkamazsın.”

Hz. Hızır aleyhisselâm şaşırır ve Rabbine yönelir:

“Yâ Rabbi, bu kul beni nasıl tanıdı?”

Aldığı cevap ibretliktir:

“Sende bizi sevenlerin isimleri vardır; fakat bizim sevdiklerimizi sen bilemezsin.”

Bu rivayet, bugün yaşadıklarımızı fazlasıyla anlatıyor.

Hakikat, onu dile getirenin niyetinden bağımsız olarak rahatsız edici kabul ediliyor. Gerçeği söyleyen değil, gerçeğin söylenmiş olması sorun ediliyor. Gazeteciler çoğu zaman bilir ama bilinmez, görür ama görünmez. Hakikatin eşiğinde durur; fakat kimin o hakikati duymaya hazır olduğunu her zaman bilemez.

Toplumda en çok kutsanan kavramlardan biri “mahremiyet”tir. Oysa mahremiyet ile dokunulmazlık arasındaki fark bilinçli biçimde bulanıklaştırılmıştır. Kamu gücü kullananların, toplumsal etki alanı olanların eylemleri mahrem değil, kamusaldır.

Gazetecilik tam da bu noktada rahatsız edici olur. Hakikatin değil, konforun korunması tercih edilir. Bu yüzden gerçek gazeteci sevilmez; katlanılır. “Niye yazdın?”, “Niye ifşa ettin?”, “Niye susturmadın?” soruları, çoğu zaman suça değil, suçu görünür kılana yöneltilir.

Bugün susanlar, yarın konuşacak olanları da belirler. Çünkü hakikat bastırıldıkça birikir. Ve biriken her şey gibi, günü geldiğinde haykırışa dönüşür.

Gazetecilik mesleği tam da bu ince çizgide yürür. Toplumsal fayda adına kimi zaman susar, kimi zaman yazar. Kimi zaman bekler, kimi zaman ifşa eder. Bu, keyfî bir tercih değil; ağır bir vicdan muhasebesidir. Çünkü gazetecilik; sadece anlatmak değil ayıklamak, sadece yazmak değil tartmak, sadece bilmek değil; ne zaman susulacağını ve ne zaman konuşulacağını da bilmektir.

Yaşamsal gerçeklik ve toplumsal fayda adına, kimi zaman ayıpların ifşası bu mesleğin taşıdığı en ağır yüklerden biri hâline gelir. Bu yük, ne kalemi hafifletir ne vicdanı rahatlatır.

Öte yandan birçok gazetecinin bildiği hâlde yazmadığı, sustuğu, beklediği gerçekler de vardır. Etik kaygılar, kişisel ricalar, makamlar, unvanlar, “şimdilik” denilen gerekçeler… Hepsi, hakikatin önüne çekilmiş geçici perdeler gibidir. Ancak bilinir ki; her nasip vaktine esirdir.

Hatırların hükmü bittiğinde, ricaların dayanakları çöktüğünde, makamlar ve unvanlar tarihe karıştığında; işte o vakit hakikat konuşur. Ve bu konuşma, inanç öğretileriyle çelişmez; bilakis onlarla örtüşür.

Hak din olan, semavî öğretilerin son halkası İslamiyet; ayıpların örtülmesini, dedikodudan, gıybetten ve iftiradan uzak durulmasını ısrarla emreder. Ancak ne yazık ki gazetecilik mesleği, yüzeyden bakıldığında bu öğretilerle çelişiyormuş gibi algılanabilir. Oysa hakikat, çok daha girift ve çok daha ağır bir sorumluluk barındırır.

İslam, ayıpların örtülmesini emrederken; zulmün, haksızlığın ve kamuya zarar veren eylemlerin gizlenmesini emretmez. Ayıp bireyseldir, suç kamusaldır. Ayıbı örtmek başka, suçu gizlemek başkadır.

Kur’an bu konuda net bir sınır çizer:

“Allah, zulme uğrayan kimsenin hakkını savunmak için kötü söz söylemesine izin verir.” (Nisâ, 148)

Yani haksızlığa uğrayanın sesini yükseltmesi, gerçeği dile getirmesi bir hak arayışıdır. Kamu gücü kullananların, toplumu etkileyenlerin eylemleri “özel hayat” başlığı altına sığdırılamaz.

Gazeteciler bilir. Kimin ne yaptığını, neyle meşgul olduğunu, hangi ilişkiler içinde olduğunu çoğu zaman herkesten önce bilir. Ama asıl imtihan, bilmek değil; doğru zamanda konuşabilmektir.

Hasılı; bugün tartışılan şey gazetecilik değil, hakikatin kime dokunduğudur. Hakikat şunu iyi bilir:

Kimin neyi hak ettiğini, zamanı gelince kendisi açık eder. Ve o zaman, kimse onu susturamaz.

Gazeteci / İş Güvenliği Uzmanı
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.